Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Delinin Akıl Defteri

Bir mayıs günü pencere dibinde minderin üzerine serilmiş, bisküviyi çayıma batırıp yiyordum. Otuzuma geldim, bundan daha güzel lezzet tatmadım. Hoş, çok lezzet de tatmadım zaten. Ne güzel kuş cıvıltıları, doğa yine bir bahar türküsü terennüm ediyor. Bülbülün güle vurulduğu mevsim. Dönüm başımın üzerindeki pencereden sarkıp gökyüzünü izlemeye koyuldum. Kainatın tüm ihtişamının teminatı gibiydi mavi gök, gökkuşağını da takınca bazı zamanlar metruk bir kasabayı bile bir şölen, karnaval rengine boyar. Tüm ihtişamlardan daha muhteşem olan sevgim, bana verilmiş tek emir gibi eksiksiz ve kusursuz yerine getiriyordum, seviyordum çok… Ey mavi gök her zaman başımın üstünde yerin var. O da ne? Mavi uçurtma süzülüyor semada usul usul… Hemen kapıya doğru koşmaya başladım, uçurtmaya gidiyorum. Kapıda duran terlikleri ters düz öylesine ayağıma geçirip fırladım. Çığlık çığlığa heyecanla koşturuyordum. Onu gördüm, uçurtmayı uçuran çocuk; belki on yaşlarında ufak tefek bir şeydi.  Beni çığlıkla ken...

Aynadaki gölge

AYNADAKİ GÖLGE Her sabahin kopyası,oylesine bir sabahtı. dünyada binlerce çeşit; mavi, yeşil, pembe,siyah, beyaz,mutlu, huzurlu, neşeli, kalabalık, kasvetli, yaslı... ev vardır. Hepsinin içerisinde  onun, yalnız evi de var. İşte o evin koridordan ilerleyip salona geçti. Salonun tam ortasına gelince yine ilk kendini gördü. Aynanın karşısına geçti adam, aynaya baktı. Perdeleri kapalı salonda aralardan sızan ışık yüzünün yarısını aydınlatıyordu. Kendi gözlerinin hizasına gelmek için bile eğildi, yüzü ile biraz daha yaklaştı aynaya. Usulca elini kaldırdı, odanın duvarında bir tablo gibi duran görüntüsüne uzattı, yarattığı benliğe imzası gibi bastırdı, elini aynaya yapıştırıp durdu.  Avuç içindeki en ince çizgiye kadar ona benziyordu bu eller ama o değildi. Yavaşça doğruldu tekrar. Gözleri saçlarına takıldı, açık kumral, ince telli saçları… Kibri saçlarında kırağılaşmış saçlarına götürdü bu defa elini, saçlarının arasına daldırıp rast gele hareketlerle silkeledi kendini. Gözlerine...

Yabanci

YABANCI Yağmur yağıyordu, pencerenin yanında divanda annemin çeyizinden kalma yaldızı sönmüş kırmızı yorganı üzerime sıkıca örtmüş yatıyordum. Annem odaya girdi. Belinde yine koyu renk peştamal gibi şal bağlıydı, ayağında şalvarı, yüzünün yarısına kadar yazmasını dolamıştı. Elindeki odunu sobaya atarken bana dönüp “Zeynep nasıl oldun kızım.” dedi. Annem hastayım diye okula yollamamıştı. Sağ elimi yorganın altından çıkarıp iki defa nazlanarak “öhö öhö”  yaptıktan sonra “İyiyim” dedim. Sobanın üzerindeki sütü karıştırırken “Hah! Aferin sana. Süt kaynayınca, süt de içsin kızım.” dedi. Kepçe ile sütü karıştırmaya devam ederken dalgın gözlerle: “ Allah dışarda kalan kullarına yardım etsin çok fena yağıyor.” dedi. Yattığım yerden doğruldum, pencere camına vuran yağmur damlalarını izlerken, sobada harlanan ateşin sesine vokal yapan yağmura kulak kesildim. Ben kendimi kaptırmışken tam ablam göründü kapıdan. O da sobanın yanındaki mindere ilişti. “ Nasıl oldun ablacım.” dedi. “...

Mavi Gök Nerede?

Mavi Gök Nerede? Son dersin bitmesine yelkovanın bir sıkımlık keyfi kalmıştı.  Üniversitede ders zamanın dolduğunu kolektif yükselen homurtulardan anlıyorduk. Yine buz gibi bir Ankara akşamı koşuşturmasında otobüse yetişmek için  toparlandım. Kafamı cama yaslayıp gelecek ile alakalı sancı çekmek için en ideal mekânlardı kırımızı körüklü otobüsler. Eğitim fakültesinde olduğum için mutluydum. Öğretmen olmak; cehaletle saptırılmaya çalışılan kavme vahiy meleği olarak tayin edilmiş olmak gibi… Benim mistik iç dünyam ilahi metaforlarla nakşolmuş hayallere gebedir hep. Hiç sene kaybetmeden beni ve hayallerimi sindirmeye çalışan bu çarktan kurtulmam gerekiyordu. Gelecek sancılarımın en dramatik yerine gelmiştim ki otobüs ineceğim durağa geldi. Neredeyse içim geçecekmiş, iliklerimde tatlı sıcaklık gezinirken soğuk bir anda yine yolumu kesti yurda doğru yürürken. Akşam rutinleri yerine getirildi. Yemekten sonra okuma saatimde Gogol’un ‘Palto’ kitabını okudum. Her hareketimi g...