İlk Cümle
Masanın başına oturmuş, ilk cümlenin teşrifiyle hikayenin kapılarının açılmasını bekliyordum. Kalemin ucunu masanın demir ayaklarına vurarak düzenli ve monoton sesler çıkarıyordum. Zihin çarpıntımın sesleriyle de birleşince adeta düşünsel bir armoniye dalmıştım. İç çekişlerini nasıl edebi metne dönüştürebilir insan? Kafamın içerisindeki karmaşayı süslü cümlelerle nasıl stilize edebilirdim? Böylece dert ettiklerimi bir başkasının hoşuna nasıl gönderebilirdim. Masanın üzerine eski yeni karışmış cümleler koydum. Kum saatinde duran biraz da zaman vardı. Bunları kalemimle işleyip en azından bir motif çıkarmam gerekiyordu. İçmeyi unuttuğum kahve soğumuş, bu bekleyişten de yorulmuştum, masadan kalktım. Salondaki tek kanepeye kendimi atıp uzanmak istedim ama üzeri kitaplarla doluydu. Masanın başında duran tek sandalye dışında oturacak yer de yoktu. Salon, kitaplıktan taşmış dağınık duran kitap komünleriyle adeta şairler mezarlığına dönmüştü. Nereye baksa isim yazılı mezar...