Duvardaki
Resim
Yağmur, doğa
ananın bulutlarla çaldığı “su damlaları” konçertosu, onun en sevdiği parçanın sesleriydi. Yağmur
damlaları cama vururken, o da tuvali önünde bildiği sanatı icra etmekle
meşguldü . Pencerenin önünde duran sandığın üzerinde sırtını cama vererek, bacaklarını açmış, sağ
dirseğini dizine, yüzünü sağ yumruğuna dayamış oturuyor, sehpanın üzerinde
neşeli bir resmin paleti gibi renkli dağ çiçeklerine dalmış öylece duruyordu.
İçine çektiği nefes, gözbebeğinde titreyen ıslak ışıltıyı bir düş ile örtüverdi.
Toros dağlarında çiçek
kokularının çam kokusuna sırnaşık kokusu ciğerlerinin eteklerinde baharı açtırmıştı. Avuçlarında
bir el sıkıca tutuyordu. Sıcaklığı avuç içi
çizgilerini takip edip tüm elini kaplamıştı. Çiğ taneleri ile nemlenmiş
otlar arasında ayak parmak uçlarından bileklerine değin yükselen ferahlıkla
yavaş adımlarla yürüyorlardı . Birden bıraktı elini ve yamaca doğru hızlı, heyecanlı
ve aksak adımlarla, sarı saçlarının dalgalanmasıyla ensesinde sahradan tatlı
bir esintiyle ilerledi. Rengarenk çiçeklerden bir demet koparıp geri döndü
yanına. Demeti iki eli arasında ona uzatırken mavi gözlerinde çiçeklerin
yansımasına daldı. Buğulu gözlerindeki bu yansıma titrek bir fotoğraf gibi
zihninin hatıra salonunda mavi duvara o an çakılıverdi. Resmin saçlarını tarayan sol elindeki
fırçada kalan sarı boyanın üzerine konan sineğin vızıltısıyla şimdiye döndü. Gözünü kırpınca çilendi kirpikleri, fırçayı kaldırdı ve
saçlarına izlenimci, dışavurumcu birkaç salınım daha yaptı. Fırça izleri
akımlardan taşmış, sınırlardan sıyrılmış, kuralları aşmış, tuval üzerinde
geziyordu. Durup tabloya baktı :
“Sen bu
tabloda kayıp cennetin efendisi, ütopyanın kraliçesi, bense dünyada, kovulmuş
bir insan gibi.” Diyerek ayağa kalktı. Boyası ıslak olan resmi yatağının
üzerine çıkıp duvardaki yerine astı. Resme bir bakış daha attıktan sonra geri
dönüp ortalığı topladı. Yalnızlığının sesini bastıran yağmur da dinmişti.
Pencereye yönelip açtı, dışarıyı izledi. Toprağın bereketli kokusunu duymaya
çalıştı. Fakat ne fayda, toprağı doğanın bağrının derinine itip üzerine beton
dökmüşlerdi. Soğuk bir nefes çekti, pencereyi itip döndü ve sandığın üzerine
oturdu. Bağdaş kurdu, çökmüş
omuzlarından uzanan ellerini bacaklarının arasında buluşturdu. Yüzünü tabloya
dönüp konuşmaya başladı.
“Yine
kovulduk galiba, cennete yaptığı suçtan sonra dünyaya kovulan insan, şimdi de
tabiata işlediği günahtan evlerine kovuldu.” Yarım bir tebessümle yüzüne mimik
çizdi.
Biçimsiz
vücudunu kaldırıp yerinden, odanın ortasında yüzü tabloya dönük dikiliverdi. Kollarını açarak kendini
taktim eder gibi
“Tanrı bozuk
çamurdan bu bedeni sence neden yarattı. Mükemmele muktedir olan zahmete layık
mı görmedi beni yoksa kibrinden beni kendine yakın mı tutmadı? Arada güzel
yaptığı şeyler de oluyor; senin gibi. Ama onu da yarım tattırıyor, geri alıyor.
İşini neden yarım bırakıyor dersin? İyinin, güzelin kaderini neden yarım
yamalak yazıyor.”
Arkasını
dönüp odadan çıktı, salondan duyulan takırtılı seslerden biraz sonra geri
döndü. Elinde bir leğen ve bir kap su vardı. Tablodaki yüzün karşısına geçip
bıraktı. Geriye doğru bir adım attı.
Kıyafetlerinden sıyrılıp leğenin içine girdi. Üzerine suyu döktü ve hamura
karışmış kirli toprağını sıyırır gibi tırnakları ile derisini kazıdı. Sırtını
resme döndü, ayaklarının ucunda biriken suda karışık yansımasını görmeye
çalışarak iniltili sesle konuşuyordu.
“ Güzel
ve iyi olduğum tek yer senin gözerindi. Beni izlerinin bakışlarının yerini hem
geçmişe hem geleceğe yetecek keşkeler aldı. Fakat yaşamayı da hep istedim, zor
zamanlar için hep ümitler artırdım kenara köşeye ama yoruldum. Varla yok
arasına gelip çakıldım.”
Sudan
çıktı vücudundan süzülen sular halıyı ıslatmıştı. Çiçeklere yöneldi. Parmak
uçlarıyla yaprakların kadife tenini okşadı. Nerde olursa ne olursa olsun her
defasında böyle güzel açarak beni en çok siz yaşama heveslendirdiniz. Dönüp
resme baktı, yine çiçekli mavi bakışı görmek istedi. Dağınık yatağının kenarına
oturdu. Elini yastığın altına soktu ve küçük bir şişe çıkardı.
“Yirmi
sene önce ruhun bu vasıtayla bu dünyayı terk etti. Biraz daha büyümemi
bekleseydin belki gitmekten başka çare bulurduk. Bugün bir annenin öldüğü yaşa
kadar büyüdüm. Bende kalan parçan ise bugün yine gitmek değil de bu defa yanına
gelmek istiyor.”
Yatağa
uzandı, çıplak vücudunu beyaz çarşafın arasına sardı. Kollarını yana bıraktı.
Sol eli şişeyi hala sıkıyordu. Derin bir nefes daha çekti odasında kol gezen
hatırlardan. Göğsü ile beraber göz kapakları da siniyordu yavaş yavaş. Gözleri
tamamen kapandı, sol eli gevşemiş, şişeyi de sıkmayı bırakmıştı. Birden rüzgar
esti, pencerenin kanadı sert bir tokat gibi çarptı dolaba, halının duruşunu
sarstı, çiçekler titremişti. Fakat o, hiç ürpermemişti. Gözleri kapalı, tıpkı resimdeki yüz gibi
bakışları yoktu. Gün batmak üzere birazdan karanlık üzerini örter.

Yorumlar
Yorum Gönder