Aynadaki gölge

AYNADAKİ GÖLGE
Her sabahin kopyası,oylesine bir sabahtı. dünyada binlerce çeşit; mavi, yeşil, pembe,siyah, beyaz,mutlu, huzurlu, neşeli, kalabalık, kasvetli, yaslı... ev vardır. Hepsinin içerisinde  onun, yalnız evi de var. İşte o evin koridordan ilerleyip salona geçti. Salonun tam ortasına gelince yine ilk kendini gördü. Aynanın karşısına geçti adam, aynaya baktı. Perdeleri kapalı salonda aralardan sızan ışık yüzünün yarısını aydınlatıyordu. Kendi gözlerinin hizasına gelmek için bile eğildi, yüzü ile biraz daha yaklaştı aynaya. Usulca elini kaldırdı, odanın duvarında bir tablo gibi duran görüntüsüne uzattı, yarattığı benliğe imzası gibi bastırdı, elini aynaya yapıştırıp durdu.  Avuç içindeki en ince çizgiye kadar ona benziyordu bu eller ama o değildi. Yavaşça doğruldu tekrar. Gözleri saçlarına takıldı, açık kumral, ince telli saçları… Kibri saçlarında kırağılaşmış saçlarına götürdü bu defa elini, saçlarının arasına daldırıp rast gele hareketlerle silkeledi kendini. Gözlerine çevirdi bakışını. Yeşil gözlerine dalınca bir tek o görüyordu zihninin tavan arasını, tavan arasında sıkış tepiş acıları, yalnızlıkları, yalanları, terkedilişleri… Oysa herkes ona bakarken aynada yansıyan vakurla kabarmış göğsünü görüyordu. Bakışların yönünden memnundu adam. Egosundan derin bir nefes daha çekip biraz daha kabarttı göğsünü, güçlü bir duvar gibi… Acizlik ve zayıflık bu duvardan ötede yokmuş gibi sakladı bu sırrı. Ayna gibi çatlamalıydı herkes dik duruşundan. Yaklaşmaya korkmalıydı. Derine attığı kristal çocukluğu bir tek içine yansımalıydı, bu parıltı en derinde muhafaza edilmeliydi. Gözlerinden sonra bakışları hafifçe dudaklarına indi. Ağzının kenarında en son söylediği yalanın izi kalmış. Yumuşak, içten, seviyor gibi bir gülümsemeyle temizledi. Hah! Şimdi oldu işte; biraz daha herkese benzedi. Sessizce durup kendini izledi dakikalarca, aynaya boş bakıp bir dolu düşünce geçiriyordu aklından. Yarattığı esere gururla bakan sanatçı gibi tekrar kendi görüntüsünü baştan aşağı süzdü. Konsoldan lavanta kokusunu aldı. Eline döktü. Çok kadının üzerine geçirmek istediği kadife tenine hafifçe dokundurup sürdü. Güzel kokuları çok severdi. Hatta ona tek bir bilgiyi hatırlama hakkı verilseydi; nergis kokusunu mıh gibi kazırdı aklına. Bütün zayıflığını nergis kokulu “ben” örtüsü ile sıkıca örtmüş, sırtını aynaya döndü. Gitmek için hazırlandı. Tam harekete geçeceği sırada aynanın içindeki dünyada insandan bir ses duyuldu: “ Hey! Josef, sen bir böceksin.” İç dünyasında yankılanan sanrılı sese benziyordu. Adam arkasına dönüp bakmadı. Bu dönüşüm kalbini koruyacak tek güçlü kalkandı. Cesaret edebilseydi bu defa bakmaya, ruhuna çaldığı karayı görecekti. Ürkek adımları giderek daha kararlı büyüdü, ilerledi ve kapıdan çıktı. Aynada şimdi sadece boş bir salon kaldı, salonda psikotik bir sessizlik ve aynanın göremediği, yanına asılmış çerçevede babasının üzgün fotoğrafı…

Yorumlar

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Ayna örneği çok iyi. Kendine kendin gibi değil dışarıdan bakmak. Dönüşümü güzel özetlemişsin, sevdim bunu dostum 👍🏻👏🏻☺️

    YanıtlaSil

Yorum Gönder