İlk Cümle


Masanın başına oturmuş, ilk cümlenin teşrifiyle hikayenin kapılarının açılmasını bekliyordum.  Kalemin ucunu masanın demir ayaklarına vurarak düzenli ve monoton sesler çıkarıyordum. Zihin çarpıntımın sesleriyle de birleşince adeta düşünsel bir armoniye dalmıştım.
İç çekişlerini nasıl edebi metne dönüştürebilir  insan? Kafamın içerisindeki karmaşayı süslü cümlelerle nasıl stilize edebilirdim?  Böylece dert ettiklerimi bir başkasının hoşuna nasıl gönderebilirdim.
Masanın üzerine eski yeni karışmış cümleler koydum. Kum saatinde duran biraz da zaman vardı. Bunları kalemimle işleyip en azından bir motif çıkarmam gerekiyordu. İçmeyi unuttuğum kahve soğumuş, bu bekleyişten de yorulmuştum, masadan kalktım. Salondaki tek kanepeye kendimi atıp uzanmak istedim ama üzeri kitaplarla doluydu. Masanın başında duran tek sandalye dışında oturacak yer de yoktu. Salon, kitaplıktan taşmış dağınık duran kitap komünleriyle adeta şairler mezarlığına dönmüştü. Nereye baksa isim yazılı mezar taşları gibi bir kitaba denk geliyordum. Kitaplığın yanında duran bitkimi alıp güneşlenmesi için pencereye çıkardım. Aşınmış dirseklerimi pencerenin soğuk mermerine yaslayıp başımı uzattım. Sokağı izlemeye koyuldum yine. Fildişi kulemden çıkıp hayata angaje olduğum sınırlı yerlerdendi bu sokak penceresi. Buradan bir hikayeye denk gelmek ya da hikayeme kahraman bulmak istiyor gibi gözlerim arayış içinde dolanıyordu. Kahramanlar bugün bu sokağı kullanmayacaktı anlaşılan. Dönüp kitaplığa yöneldim, rafta boş duran çerçeveye daldım bir an. Bir yığın kitap arasında saklamaya değer bir anı bulamayan bu boş çerçeve sanki benim otobiyografimdi. Beni sadece var olmaktan kurtarıp yaşatan tek şey okumak ve yazmaktı. Annemin son gelişinde kitaplığın üzerine koyduğu seccadeyi uzanıp aldım. Her vakit namazdan sonra mütemadiyen seccadeyi uzanıp, kitaplığın en tepesine bırakırdı. Yer seçimi, inancı bilginin üzerinde tutmasının istemsiz dışavurumuydu diye düşünüyorum. Seccadeyi alıp masanın üzerine koydum; şimdi masanın üzerinde annemin sorgusuz, samimi, bilginin üzerinde tuttuğu inancı da duruyordu. Masanın dibinde durduğu pencerenin perdelerini de açtım. Karşı binada oturan yaşlı teyze de yine oturmuş pencere kenarına, muhtemelen Kuranı Kerim okuyordu. Ne zaman bu pencereden baksam, onu, sanki şeklini hiç bozmamış gibi aynı vaziyette görüyordum. Bazen göz göze gelip tebessüm ediyorduk. Ama hiç konuşmadık hatta buna yeltenmedik bile. Ben, dilsiz olduğunu düşünüyordum artık. Belki o da benim için aynı şeyi düşünmüştür. Yine göz göze geldik, tebessüm seremonisini gerçekleştirdik ki bu defa beklenmedik şekilde camı açıp el salladı, bir şeyler söylüyordu. Şaşkın, apar topar camı açtım. Alelade sohbetlerimiz gibi rahatlıkla konuşmaya başladı.
- Kaç gündür perden hiç açılmadı. Bir yere gittin sandım.
Bana sadece ara sıra bakıyor sanıyordum. Benim farkımdaymış. Dilsiz yakıştırmama çok fazla inanmışım, konuşmasının yarattığı şaşkınlıktan sıyrılıp
- Son zamanlarda işten geç çıkıyorum. Sadece yatmaya geliyorum.
- İşin yoksa gel. Sıcak çay var ocakta.
İki yıl olmuştu buraya geleli, iş dışında bir yere çıkmamıştım. İnsanlardan kaçıyor da değildim ama hayatım bir şekilde münzevilik yatağında akıyordu. Hayatı kitap sayfalarında yaşıyordum. Olmak istediklerimden ya da kaçtıklarımdan kahramanlar yaratıp kaderler çiziyordum. Beklenmedik bu çağrıyı düşünmeden kabul ettim. Birkaç adım uzaklıktaki yatak odasında bıraktığım anahtarları alıp evden çıktım. İki yıldır uzaktan tablo gibi izlediğim pencereden içeri girmek Alice’in harikalar diyarı serüvenini anımsattı. Beni kapıda karşıladı. Giriş kapısı direkt oturma odasına açılıyordu, içeri geçtim. Oturma odasında biri pencere kenarında olmak üzere iki divan vardı. Köşede küçük bir televizyon, televizyonun yanında üst üste atılmış bir döşek, nevresimi aşınmış iki yorgan ve artık keçeleşmiş bir battaniye vardı. Mutfak ve banyo kapılarının da salona açıldığı eski, küçük bir evdi. Pencerenin önündeki divana geçtim. Ara sıra teyzenin yanında gördüğüm amca da diğer divanda oturuyordu. Tanışma girizgahını uzatmadan, kendi halinde yaşayan bu iki ihtiyarın naftalin kokulu sohbetine geçmiştik. Siyah beyaz film izler gibi bakıyordum sadece, benim anlatmak istediğim çok şey yoktu. İbrahim Amca’nın daha çok anlatacakları ya da anlatma isteği varmış. Karşı apartmanda oturan karı kocanın bağırış sesleri ile konu evliliklere, oradan da onların evliliklerine geldi. İbrahim amca konuşuyordu.
- Hatçe bana kaçtı da evlendik.
- Büyük aşk hikayesi yani dedim gülümseyerek.
İbrahim Amca, konuşmaya kendini kaptırmıştı, Hatice Teyze’nin biraz önce tekrar doldurduğu çaydan içmeyi unutmuştu. Hatice Teyze araya girdi.
- Çayını soğutma iç bir yandan.
İbrahim Amca bir yudum aldıktan sonra,
- Yok be yavrum. Param yoktu. fukaralıktan düğün edemeyecektik. Hatice’m de bana kaçtı yuvamı kurdu. Öyle mecnun gibi dağlar delemedik ama böyle soğuk çaydan bile sevdiğimizin ağzının tadı bozulmasın diye de gözümüz gibi baktık.
Hatice Teyze, genç kızlığından kalma eski zarif mahcubiyetiyle başını çevirip utangaç bir gülüşle yüzündeki çizgileri belirginlleştirdi.
- Sen onun öyle dediğine bakma. Çocuğumuz olmadı bizim. Elin dağı delen sözlerinin önünde dağ gibi durdu da çiğnetmedi beni , çok söylediler de kurduğum yuvayı yıktırmadı hiç kimselere.
- Çocuğumuz olsaydı da bugün bana kalan yine Hatice olacaktı. Olacakta giderdi söyleyen de gitti. Akşam oldumuydu kaşığımın tabağıma vuruş seslerine onun kaşık sesleri yoldaşlık ediyor işte.
Onların yanında evden çok eski zamanlara gittiğimi hissettim. O an, canım böyle bir özlem çekti. Birisinin kaşık seslerini özlemek istedim, soluğunun yarattığı nemi, yürürken ayağı ile halının duruşunu bozmasını ve daha bir sürü ufak tefek şeyi çok özlemek istedim. Akşam olmak üzereydi toparlandım, bardakları  alıp mutfağa bıraktım. Mutfaktan annemin avuç içi gibi kokan kına kokusunu duydum. Uzun zamandır konuşmamıştık. Ufak tefek bir özlemi burnumda hissetmiştim. Ben her şey için teşekkür edip kapıya yönelirken onlar da beni kapıdan geçirdiler. Eve döndüğümde tekrar masanın başına geçip ilk cümle için kalemi elime aldım.
Her güzel hikaye sevmekle başlar, inanç ile devam eder.



Yorumlar

Yorum Gönder