Aklın Bekleme Odası


 İnsanın sırrı olmalı ve sırrını açık etmemeli. Kendi sırrında istirahatini sürdürmeli. Bu sır, kişinin sandığı kadar melun dahi olsa, onu dış dünyadan ve insanların kibrinden koruyacak, yegane sığınak olacaktır. Ne zaman ki insan o mağaradan çıkmak isterse, önce yalancı bir ışık gözlerini kamaştıracak ve gecenin ilerleyen saatlerinde onu bir başına karanlıkta bırakacaktır. Sırrın kederi, yerini  yalnızlığın kaygısına bırakacak. İnsan keder gibi derin bir duyguyla kaygı denen müphemliği değiştirecek böylece. Hata yapmanın insanlaştiran hazzı , bir kere damarlarından girmiştir artık. Onu tüketen bir uyuşturucu gibi her hatanın başta verdiği hazzın peşinden koşacak. Onu tükettiğinin farkında olarak ama bir umut kırıntısı peşinde sürünerek. Bu yüzden değil miydi zaten; pandoranin kutusundan çıkan son kötülüktür "umut". Bazen düşünüyorum da; bizi cennetten eden yasak meyve de "umut" olmasın sakın ? Zira en çok umutluyken kendimi dünya sürgününde hissediyorum. "Bitti bitecek", " oldu olacak" ile bileyip hayatımızı, bıçak sırtında yaşam sürünüyoruz. Ah! Yine bir bekleyiş içinde bu seslenişler bile: "geldi gelecek!".

Bu bekleyiş içinde aklımın tenhaliginda yankılanan o ses:Olmak ya da olmamak ! İşte bütün mesele, bundan ibaret kalamayışımızda. Bir de, hep yeni baştan başlayışlarımız ile varoluş çabalarımız yok mu? Bizim tek miladımız, doğmak değil ki; bir de hatalara hicretlerimiz ile yeniden varoluşlarımız vardır. Yeni baştan başlamak! Her öldüm sanıp ölemeyişlerimizin sancısı ile yeniden doğuşlarimiz. Tabi bu defa defoludur iyi niyetlerimiz, daha az güveniriz, daha çok yalnızız ama hep yaşamdan kopamayarak her şeye rağmen yaşamak isteriz. Sonuç olarak: Olmak ya da yeni baştan başlamak! İşte bütün mesele bu ! 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yabanci

Son oyun

Yansımalar 1